The Mill and the Cross (Değirmen ve Haç): Bruegel’in Tablosunun İçinde Bir Gün

The Mill and the Cross filmi afişi

The Mill and the Cross (Değirmen ve Haç), Polonyalı yönetmen Lech Majewski’nin 2011’de çektiği, Pieter Bruegel‘in Golgota’ya Yürüyüş tablosunun içine giren alışılmadık bir film. Bruegel’i Rutger Hauer, Meryem’i Charlotte Rampling, Bruegel’in hamisi Nicolaes Jonghelinck’i Michael York oynuyor. Film bir biyografi değil: Tablodaki yüzlerce figürden bazılarının bir gününü, sabahtan akşama kadar, neredeyse hiç konuşmadan anlatıyor. İzleyici sanki Bruegel’in resminin içinde dolaşıyor.

Bu yazıda filmin neyi anlattığına, konusunu aldığı tabloya ve filmde karşınıza çıkan eserlerin bugün nerede olduğuna bakacağım.

Künye

Özgün adıThe Mill and the Cross
Türkçe adıDeğirmen ve Haç
YönetmenLech Majewski
SenaryoLech Majewski, Michael Francis Gibson (Gibson’ın kitabından)
Yıl2011
SüreYaklaşık 95 dakika
OyuncularRutger Hauer, Charlotte Rampling, Michael York
ÜlkePolonya, İsveç

Fragman

The Mill and the Cross fragmanı

The Mill and the Cross ne anlatıyor?

Film, 1564 yılında, İspanyol yönetimi altındaki Flandre’da geçiyor. Bir sabah köyde hayat başlıyor: Tepedeki değirmenci değirmenini çalıştırıyor, genç bir çift uyanıyor, çocuklar oynuyor, pazar kuruluyor. Aynı gün, kırmızı ceketli İspanyol askerleri köylüleri sorguluyor, sapkınlıkla suçlananları acımasızca cezalandırıyor. Bruegel bütün bunları izliyor, çiziyor ve hamisi Jonghelinck’e, bu sahnelerden nasıl bir tablo yapacağını anlatıyor.

Filmin ilerleyen bölümlerinde gündelik hayat ile İsa’nın çarmıha gerilmesi hikayesi iç içe geçiyor. Bruegel’in tablosunda olduğu gibi, İncil’deki olay, 16. yüzyıl Flaman köylülerinin arasında, onların kıyafetleriyle ve onların baskı altındaki dünyasında yaşanıyor. Film diyalogdan çok görüntüyle anlatıyor. Uzun, sessiz sahneler bir resmin önünde durup bakmaya benziyor.

Filmin konusu olan tablo: Golgota’ya Yürüyüş

Bruegel’in 1564 tarihli Golgota’ya Yürüyüş tablosu, yüzlerce figürle dolu geniş bir manzara. İsa, çarmıhını taşırken yere düşmüş, ama onu bulmak için tabloya uzun uzun bakmak gerekiyor: Tablonun tam ortasında, kalabalığın içinde küçücük kalmış. Kalabalık ise onunla pek ilgilenmiyor, herkes kendi işine bakıyor. Ön planda, Meryem ve yas tutan kadınlar, daha eski bir Flaman resim üslubuyla, ayrı bir grup olarak resmedilmiş.

Tablonun en tuhaf ayrıntısı, filme adını veren değirmen: Neredeyse dimdik yükselen bir kaya sütununun tepesine kurulmuş bir yel değirmeni. Film, bu değirmeni ve değirmenciyi yukarıdan dünyayı izleyen, hayat ile ölümün çarkını döndüren bir güç olarak yorumluyor. Filmde tablonun farklı noktalarındaki figürler canlanıyor ve Bruegel’in onları neden oraya yerleştirdiği anlaşılıyor.

Film nasıl çekildi?

Majewski’nin amacı, izleyiciyi gerçekten tablonun içine sokmaktı. Bunun için oyuncuları stüdyoda çekip, onları elle boyanmış arka planlar ve gerçek manzaralarla dijital olarak birleştirdi. Bazı sahnelerde görüntü yavaş yavaş Bruegel’in tablosuna dönüşüyor, bazı sahnelerde ise tablodaki figürler kıpırdamaya başlıyor. Filmin hazırlanması yıllar sürdü. Sonuç, sanat tarihini anlatan filmler arasında görsel olarak en özgün yapımlardan biri oldu.

Filmde ne gerçek, ne kurgu?

Gerçek olanlar: Golgota’ya Yürüyüş tablosu 1564’te yapıldı ve Anversli zengin koleksiyoncu Nicolaes Jonghelinck’in koleksiyonundaydı. Jonghelinck, Bruegel’in pek çok tablosuna sahipti. O yıllarda Flandre İspanyol yönetimi altındaydı ve Protestanlara yönelik baskı ve şiddet giderek artıyordu. Filmdeki kırmızı ceketli askerler, tablodaki askerlerden alınmış.

Kurgu olanlar: Filmdeki köylülerin kişisel hikayeleri, Bruegel’in tablo üzerine Jonghelinck ile yaptığı konuşmalar ve değirmencinin rolü, tablodan yola çıkılarak yazılmış bir yorum. Bruegel’in hayatı hakkında çok az şey bilindiği için film onun kişiliğini de hayal ediyor.

Filmdeki eserler bugün nerede?

Golgota’ya Yürüyüş, Viyana’daki Kunsthistorisches Museum’da. Müze dünyanın en büyük Bruegel koleksiyonuna sahip. Aynı salonda Bruegel’in Babil Kulesi, Karda Avcılar ve Köylü Düğünü gibi başyapıtları da var. Filmi izledikten sonra tablonun önünde durup, filmde tanıdığınız figürleri tek tek bulmak unutulmaz bir deneyim olur.

Filmi kimler izlemeli?

The Mill and the Cross, klasik anlamda bir hikaye anlatmıyor. Yavaş, neredeyse sessiz ve tamamen görsel bir film. Heyecanlı bir biyografi bekleyenler sıkılabilir. Ama resim sevenler, özellikle Bruegel’in kalabalık tablolarına bakmayı sevenler için eşsiz bir deneyim: Bir tabloyu gerçekten “okumayı” öğreten bir film.

Sıkça sorulan sorular

The Mill and the Cross hangi tabloyu anlatıyor?

Pieter Bruegel’in 1564 tarihli Golgota’ya Yürüyüş tablosunu. Tablo bugün Viyana’daki Kunsthistorisches Museum’da.

Filmde Bruegel’i kim oynuyor?

Hollandalı oyuncu Rutger Hauer. Charlotte Rampling Meryem’i, Michael York koleksiyoncu Nicolaes Jonghelinck’i oynuyor.

Film neden bu kadar az konuşmalı?

Yönetmen Lech Majewski, izleyicinin bir tabloya bakar gibi filmi izlemesini istedi. Hikaye diyalogdan çok görüntülerle ve tablodaki ayrıntılarla anlatılıyor.

Filmdeki değirmen neyi simgeliyor?

Tablodaki kayanın tepesindeki yel değirmeni, filmde dünyayı yukarıdan izleyen ve hayatın çarkını döndüren bir güç olarak yorumlanıyor. Filmin adı da buradan geliyor.

Son söz

The Mill and the Cross’u izlerken en çok hoşuma giden şey, Bruegel’in kalabalık tablolarına bakma biçimimi değiştirmesi oldu. Artık bir Bruegel tablosunun önünde durunca, her küçük figürün kendi günü, kendi derdi olduğunu düşünüyorum. Bruegel’in hayatını ve öteki eserlerini Pieter Bruegel yazımda anlattım. Başka bir sanatçının hayatını anlatan filmler için Van Gogh filmleri yazıma da bakabilirsiniz.

Benzer Gönderiler