Contemporary Istanbul Nedir? Fuara Gitmeden Önce 15 Bilgi
Müzeye gidersiniz, bakarsınız, çıkarsınız. Eserler oradadır ve orada kalacaktır.
Sanat fuarı başka bir şey. Beş gün sürer, sonra her şey toplanır. Duvardaki eser satılır ve bir daha hiç görmeyebilirsiniz.
Contemporary Istanbul, Türkiye’nin en büyük çağdaş sanat fuarı ve her sonbahar İstanbul’un sanat sezonunu açan etkinlik. 2006’dan bu yana Akbank’ın ana partnerliğinde düzenleniyor.
2026 Edisyonu: CI21
Fuarın 21. edisyonu 23–27 Eylül 2026 tarihleri arasında Tersane İstanbul’da düzenleniyor.
Bu yıl 70 galeri, 736 sanatçı ve 1.372 eser yer alıyor; 22 galeri fuara ilk kez katılıyor. Geçen yılki edisyonu 54 binden fazla kişi ziyaret etmişti.
Bilet fiyatları, güncel program ve ulaşım ayrıntıları için Contemporary Istanbul’un resmi sitesine bakabilirsiniz.
Program: Açılış resepsiyonu “At First Sight” 22 Eylül’de, VIP ön izleme 23 Eylül’de, genel ziyaret günleri 24–27 Eylül tarihlerinde.
Bölümler: Asya sanat sahnelerine odaklanan Focus: Asia, yeni katılımcılara ayrılan Newcomers ve son beş yılda kurulmuş galerilere açık olan New Grounds.
Öğrenci girişi: 24 ve 25 Eylül tarihlerinde 17.00–20.00 saatleri arasında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine ücretsiz.
Ulaşım: 23–27 Eylül tarihlerinde Kadıköy, Beşiktaş ve Kabataş’tan ücretsiz tekne seferleri düzenleniyor; geçerli bilet ya da davetiye gerekiyor ve tekne biletlerinin önceden Biletix üzerinden alınması gerekiyor. Şişhane Metro ve Halıcıoğlu Metrobüs duraklarından ücretsiz servisler de çalışıyor.
Bilinmesi gerekenler: Altı yaş ve üzeri herkes bilete tabi, altı yaş altı ücretsiz. Fuar alanına dışarıdan yiyecek içecek sokulamıyor. Ve önemli bir ayrıntı: bilet çıkışta okutulursa geçersiz oluyor, yani bir kez çıkarsanız tekrar giremiyorsunuz. Yemek molası planlıyorsanız bunu hesaba katın.
Johnny Depp’in İlk Heykeli: The Bunnyman

Fuarın en çok konuşulacak işi. Oyuncu Johnny Depp’in ilk heykeli dünya prömiyerini burada yapıyor.
İki metre yüksekliğindeki beyaz bronz, Sigg Art Foundation tarafından sunuluyor ve Tersane İstanbul’un açık alanında, fuarın özel projeleri kapsamında sergileniyor. Yarı insan yarı tavşan, elinde bir “hakikat kılıcı” taşıyan koruyucu figür olarak tanımlanıyor.
Eserin hikayesi bir çocuk çiziminden başlıyor. Depp’in bugün 24 yaşında olan oğlu Jack, yaklaşık beş yaşındayken bir karalama yapmış. Depp o çizimi görünce kendi çocukluğunda tekrarlayan bir rüyayı hatırlamış — o da aynı yaşlardaymış.
Figür o günden sonra Depp’in eskizlerinde, resimlerinde ve baskılarında yeniden yeniden ortaya çıkmış. Heykel, Depp’in sanat çalışmalarını yöneten Pantheon Art ile geliştirildi ve Milano’daki Fonderia Artistica Battaglia‘da bronza döküldü.
Bu eserde neye bakmalı? Önce dökümün kendisine. Bronz döküm, Rönesans’tan bu yana neredeyse değişmeyen bir teknik: önce model yapılır, kalıp alınır, erimiş metal dökülür. Bir heykelin fikirden nesneye dönüşmesi aylar sürer.
Sonra hikayeye. Bir çocuğun karalaması, bir babanın çocukluk rüyası, yıllarca resimlerde dolaşan bir figür ve sonunda iki metrelik bir bronz. Bu, sanatın en eski izleklerinden biri: bir imgenin bir kişinin zihninde yerleşip yıllarca dönüp durması.
Kaçınılmaz soru: Bir oyuncunun heykeli sanat fuarında neden yer alıyor?
Soruyu ciddiye almakta fayda var. Bir yandan ünlü olmak bir eseri iyi yapmaz ve tanınırlık, sanat piyasasında ölçüyü bozabiliyor. Öte yandan sanat tarihinde birçok isim başka bir alandan gelmiştir; kimin “gerçek sanatçı” sayılacağına karar veren merci hiçbir zaman tek bir yerde olmamıştır.
Fuar zaten tam olarak bu kararın verilmediği yer. Siz de kendi kararınızı verin: heykelin önünde durun, hikayeyi bir kenara bırakın ve yalnızca esere bakın.
Not: İstanbul’daki sunum, Depp’in Şanghay Modern Sanat Müzesi’ndeki A Bunch Of Stuff adlı sergisiyle aynı döneme denk geliyor; o sergide sanatçının iki yüzden fazla eseri yer alıyor.
Jaume Plensa — Juana

Haliç kıyısındaki yedi metrelik baş, İspanyol heykeltıraş Jaume Plensa’nın en tanınmış serisinden. Plensa yıllardır aynı figürü işliyor: gözleri kapalı, başı hafifçe eğik, olağandışı biçimde uzatılmış genç kadın başları.
Bu uzatma tesadüf değil. Yüz yatay eksende sıkıştırılınca figür gerçek bir portre olmaktan çıkıp bir iç duruma dönüşüyor. Anlatılmak istenen kişi değil, hal: dinginlik, içe kapanma, düşünme.
Ölçeğe de dikkat edin. Yedi metrelik bir baş anıt geleneğine ait bir boyut — ama anıtlar genellikle kahramanları yüceltir. Burada yüceltilen bir eylem değil, sessizlik.
Eseri karşıdan değil, yandan ve alttan da görün. Açı değiştikçe yüz tamamen başkalaşıyor.
Mustafa Horasan Anma Sunumu

Fuarın en duygusal bölümü. Çağdaş Türk resminin önemli isimlerinden Mustafa Horasan, 27 Mayıs 2026’da geçirdiği motosiklet kazası sonucu 61 yaşında hayatını kaybetti.
1965’te Aydın Karacasu’da doğdu, çocukluğu ve gençliği İzmir’de geçti. 1986’da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Özgün Baskı Resim Bölümü’nden mezun oldu ve yıllarca aynı fakültede ders verdi.
1990’lardan itibaren Türk çağdaş resminin öne çıkan isimlerinden biri oldu. Figüratif dışavurumculuğuyla, güçlü desen diliyle ve insan bedenini deformasyona uğratan üslubuyla tanınıyordu.
Resimlerinde tekinsiz, kırılgan ve grotesk figürler var. Bedenler bozulur, parçalanır, bazen hayvansı biçimlere dönüşür. İşlediği konular toplumsal baskı, yalnızlık, arzu ve insan psikolojisiydi.

Fuardaki sunum, sanatçının beden, bellek, arzu, kırılganlık ve dönüşüm etrafında şekillenen çalışmalarına odaklanıyor.
Fuardan sonra eserlerini görmeye devam edebilirsiniz: Horasan’ın Yırtılma adlı işi İstanbul Modern‘in sürekli sergisinde yer alıyor.
Diğer Öne Çıkan İşler
Balkan Karışman — The View. Trendyol Art tarafından sunulan interaktif yerleştirme. İzleyicinin hareketleriyle değişen çalışma, Haliç manzarasını eserin bir parçasına dönüştürüyor. Burada siz izlemezseniz eser tamamlanmıyor — interaktif işlerde izleyici eserin malzemesidir.

Seçkin Pirim — House of Brothers projesi. İki çalışma kardeşlik, bağ ve ortak deneyim kavramlarını ele alıyor. Eserler bar alanından dış mekana uzanacak şekilde Tersane İstanbul’un farklı noktalarına konumlandırılıyor. Yani izleyici onları bir kerede değil, dolaşırken parça parça görüyor.
Chisato Matsumoto — Sail of Light ve Sheikh Rashid Al Khalifa — Inhabited Crate. İki mekana özgü yerleştirme. Matsumoto’nun çalışması bölgenin denizcilik mirasına atıfta bulunuyor; Al Khalifa’nın işi anıtsal ölçekte. Denizcilik göndermesi tesadüf değil: Tersane İstanbul’un altı yüzyıllık gemi yapım geçmişi var.
Akbank Sanat — Garip Şeyler Oluyor. Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman küratörlüğündeki sergi fuar kapsamında sunuluyor.

A.A.Murakami — SYMBIOSIS. BMW iş birliğiyle gerçekleşen yerleştirme.
Salon Kantiem ve Konstantin Chaykin — Istanbul Edition. Fuarın resmi saat partneri, saat ustası Konstantin Chaykin ile hazırladığı özel çalışmayı sergiliyor. Yalnızca 50 adet üretilecek modelin dünya prömiyeri fuarda yapılıyor. Bu iş, zanaat ile sanat arasındaki sınırın ne kadar geçirgen olduğunu gösteriyor.
CIF Dialogues — The Long and Winding Road. Bu yılki konuşma programı, Doğu ile Batı arasındaki tarihsel etkileşimlerden hareketle günümüz sanat dünyasının dinamiklerini ele alıyor.
Buraya kadar bu yılın programını anlattım. Şimdi asıl meseleye gelelim: fuara ilk kez gidecek biri için asıl soru şu — burada ne yapılır?
Müzede ne yapacağınızı biliyorsunuz. Fuarda ise ortam farklı: yüzlerce eser, onlarca stant, satış konuşmaları, koleksiyonerler, kalabalık. Hazırlıksız gidilirse yorucu olabiliyor.
1. Sanat Fuarı Nedir, Müzeden Farkı Ne?
En temel fark: müze sergiler, fuar satar.
Müzede eserler bir küratörün kurduğu anlatının parçasıdır. Fuarda ise böyle bir anlatı yok; her stant bir galeriye ait ve yan yana duran iki eser arasında çoğu zaman hiçbir ilişki yoktur.
Bu yüzden fuarı müze gibi gezerseniz boğulursunuz. Müzede bir anlatıyı takip edersiniz; fuarda kendi seçkinizi yaparsınız.
Bir de şu var: fuar, sanatın piyasa tarafını görünür kılıyor. Sanat tarihi kitapları bu tarafı pek anlatmaz. Oysa Millî Saraylar Resim Müzesi yazımda anlattığım gibi, Sultan Abdülaziz döneminde saray için Paris’teki Goupil Galerisi’nden tablolar satın alınmıştı. Koleksiyonlar galerilerden doğar.
2. Contemporary Istanbul’un Tarihi
Fuar 2006’da başladı ve o tarihten bu yana Akbank ana partner olarak yer alıyor.
2006, Türkiye’de çağdaş sanat açısından kritik bir dönem. İstanbul Modern 2004’te açılmıştı; Arter, Salt ve diğer kurumlar sonraki yıllarda geldi.
Yani fuar, çağdaş sanat kurumlarının ortaya çıktığı dalganın parçası. İstanbul Modern yazımda anlattığım dönüşümün ticari ayağı burası.
Bir müze koleksiyon kurar, bir fuar piyasa kurar. İkisi birbiri olmadan yaşamaz.
3. Tersane İstanbul
Fuarın mekanı. Haliç kıyısındaki tarihi tersane alanı, dönüştürülerek kültür ve etkinlik mekanı haline getirildi.
Haliç yüzyıllar boyunca İstanbul’un sanayi ve denizcilik kıyısıydı; tersaneler, fabrikalar, atölyeler burada sıralanıyordu.
Bir tersanenin sanat mekanına dönüşmesi, endüstriyel mirasın yeniden kullanımının örneği. Aynı yaklaşımı Londra’da Tate Modern‘de, Haliç’in karşı kıyısında ise Rahmi M. Koç Müzesi‘nde görüyorsunuz.
4. Galeri Stantları Nasıl Gezilir?
Fuarın gövdesi galeri stantlarından oluşuyor. Her galeri kendine ayrılan alanda seçtiği sanatçıları gösteriyor.
Önce hızlı bir tur atın, hiçbir şeyi incelemeden. Sonra geri dönüp sizi durduran üç beş esere zaman ayırın. Çünkü yüzlerce eseri aynı dikkatle izlemek mümkün değil.
Galeri adlarına da dikkat edin. Bir eseri sevdiyseniz o galerinin neyi temsil ettiğini merak edin — galeriler belirli bir estetik çizgide çalışır ve bu çizgi size yeni sanatçılar keşfettirir.
5. Soru Sormaktan Çekinmeyin
İlk kez gidenlerin en yaygın çekincesi: “Almayacağım, soru sormaya hakkım var mı?”
Var. Stant görevlileri sanatçı, teknik ve eser hakkında bilgi vermek için orada. Bir eserin nasıl yapıldığını sormak son derece normal.
Bu, fuarın müzeye göre en büyük avantajı: müzede etiket okursunuz, fuarda insanla konuşursunuz.
Çoğu galeride basılı katalog ya da sanatçı dosyası bulunur; isterseniz verirler ve ücretsizdir.
6. Focus Bölümü
Fuarın her yıl belirli bir coğrafyaya odaklanan bölümü.
Önemi şurada: çağdaş sanat haberleri büyük ölçüde Batı merkezli akıyor. New York, Londra, Berlin. Diğer coğrafyalar ancak aracılığıyla görünür oluyor.
Bu bölüm o dengeyi bozuyor. Fuarda en çok keşif yapabileceğiniz yer burasıdır, çünkü hiçbir beklentiniz yoktur.
7. Yeni Galerilere Ayrılan Bölümler
Fuarda genç galerilere ayrılan bölümler var: Newcomers, fuara ilk kez katılanlara; New Grounds ise son beş yıl içinde kurulmuş galerilere açık.
Sanat piyasasının hikayesi burada başlıyor. Bugün müzelerde gördüğünüz sanatçıların çoğu bir zamanlar küçük bir galerinin stantındaydı.
Süreç genellikle şöyle işler: küçük galeri, küçük fuar bölümü, dikkat çekme, büyük galeri, kurumsal sergi, koleksiyon.
Yani bu bölümlerde henüz yazılmamış sanat tarihine bakıyorsunuz.
8. Heykel Parkuru
Fuar yalnızca stantlardan ibaret değil. Tersane İstanbul’a yayılan bir heykel parkuru kuruluyor ve eserler açık alanlarda sergileniyor.
Eserin mekanla ilişkisine bakın. Bir heykel beyaz bir galeride başka, açık havada başka görünür. Boyut, ışık ve insanların etrafında dolaşması eseri değiştirir.
Parkuru salonlardan önce ya da sonra gezin; kalabalık stantlardan sonra dışarıda yürümek iyi geliyor.
9. Mekana Özgü Yerleştirmeler
Fuarın her yıl değişen özel projeleri. Sanatçılar Tersane İstanbul’un belirli noktaları için eser üretiyor.
Bu eserler taşınabilir değil. Bir tabloyu duvardan alıp başka yere asabilirsiniz; mekana özgü bir yerleştirme ise bulunduğu yer için yapılmıştır.
Temel iddiası şu: eser yalnızca nesne değil, aynı zamanda içinde bulunduğu durumdur. Fuar bittiğinde bu işler sökülüyor; gördüğünüz şeyi bir daha o haliyle göremeyeceksiniz.
10. Partner Projeleri
Fuarda markalar yalnızca sponsor olarak yer almıyor; sanatçılarla geliştirilen çalışmaların parçası olarak konumlanıyor.
Sanat ve sermaye arasındaki bağ her zaman vardı: Rönesans’ta Medici’ler, Osmanlı’da saray, 19. yüzyılda burjuva koleksiyonerler. Bugünkü karşılığı kurumsal sponsorluk — hamilik kurum değiştirdi, işlev aynı kaldı.
Bu projeleri izlerken şunu sorun: eser markanın reklamı mı, yoksa marka eserin imkanı mı? Cevap her seferinde farklı çıkıyor.
11. Konuşma Programı
Fuarın düşünsel ayağı. Contemporary Istanbul Vakfı tarafından düzenlenen CIF Dialogues, çağdaş sanat, mimarlık ve kültürel üretim alanlarından isimleri bir araya getiren konuşma serisi.
Bu konuşmalar genellikle fuar biletine dahil oluyor ve yurt dışından gelen küratör, yazar ve sanatçıları dinleme imkanı veriyor.
Ayrıca fuarın en sakin köşesi burası. Program önceden açıklanıyor; ilgilendiğiniz oturumu takviminize yazın.
12. Ziyaret Günleri ve Yapısı
Fuarın günleri aynı değil ve hangi gün gittiğiniz deneyiminizi belirliyor.
- Açılış resepsiyonu: Davetli etkinliği, genel ziyarete kapalı.
- VIP ön izleme: Koleksiyonerlerin ve profesyonellerin günü. Satışların büyük kısmı burada gerçekleşiyor.
- Genel ziyaret günleri: Herkese açık günler.
İlk genel ziyaret günü en zengin gündür; eserlerin çoğu hala yerindedir. Son gün daha sakindir ama bazı işler satılıp kaldırılmış olabilir. Hafta içi hafta sonundan belirgin biçimde daha rahat.
13. Ulaşım
Tersane İstanbul Haliç kıyısında ve toplu taşımayla doğrudan bağlantısı sınırlı. Bu yüzden fuar süresince özel ulaşım düzenlemeleri yapılıyor.
Genellikle Kadıköy, Beşiktaş ve Kabataş’tan ücretsiz tekne seferleri ile Şişhane Metro ve Halıcıoğlu Metrobüs duraklarından ücretsiz servisler çalışıyor.
Tekne seferlerinden yararlanmak için geçerli fuar bileti ya da davetiye gerekiyor ve kapasite sınırlı olduğu için tekne biletlerinin önceden alınması isteniyor. Son dakikaya bırakmayın.
Tekneyle gitmek ayrıca keyifli: Haliç’ten yaklaşırken tersane alanını denizden görüyorsunuz.
14. Öğrenci Girişi ve Ücretsiz Saatler
Fuar biletleri müze girişlerine göre yüksek. Ama her yıl öğrencilere yönelik bir uygulama oluyor: belirli günlerde, akşam saatlerinde lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine ücretsiz giriş sağlanıyor.
Öğrenci belgenizi yanınızda bulundurun. Uygulamanın hangi gün ve saatlerde geçerli olduğu her yıl açıklanıyor.
Sanat tarihi, güzel sanatlar ya da mimarlık okuyorsanız bu fuar bir ders kadar öğretici. Kaçırmayın.
15. Fuardan Sonra Ne Yapmalı?
Fuarın en verimli kısmı aslında sonrasında başlıyor.
Gezerken beğendiğiniz eserlerin sanatçı ve galeri adını not edin. Fotoğraf çekin ama etiketi de çekin; yoksa birkaç gün sonra kimin işi olduğunu hatırlamazsınız.
Sonra o sanatçıları araştırın. Çoğunun İstanbul’da bağlı olduğu bir galeri var ve yıl boyunca sergileri oluyor.
Fuar bir katalogdur. Asıl ilişki, sonrasında kurduğunuz takiple başlar.
Fuar Mı, Müze Mi?
Her ikisi de gerekli ama ne için gittiğinizi bilmek önemli.
Müzeye anlamak için gidersiniz. Bir küratörün kurduğu anlatıyı takip edersiniz, bağlam size verilir, eser yerinde kalır.
Fuara keşfetmek için gidersiniz. Anlatı yoktur, bağlamı siz kurarsınız ve gördüğünüz çoğu eser bir daha karşınıza çıkmaz.
Ama bir ortak noktaları var: ikisi de bugünün sanatının nereye gittiğini gösteriyor.
Müzeler bunu yıllar sonra yapar — bir sanatçı koleksiyona girdiğinde artık tarihe geçmiştir. Fuar ise henüz karar verilmemiş olanı gösterir.
Bugün bir stantta gördüğünüz genç sanatçı, yirmi yıl sonra bir müze duvarında olabilir. Ya da olmayabilir.
Sanat tarihi, o kararın verilmesinden sonra yazılıyor. Fuar ise karar verilmeden önceki an.
Türkiye’de çağdaş sanatın kurumsal tarafı için İstanbul Modern, kurumsal olmayan tarafı için Baksı Müzesi yazılarıma, Türkiye’deki tüm müzeler için Türkiye Müzeleri bölümüne bakabilirsiniz.
