Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde Görülmesi Gereken 15 Eser

Arkeoloji genellikle toprağı kazar. Bu müzede ise denizden çıkarılmış bir dünya var.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, sualtı arkeolojisi alanında Türkiye’nin tek, dünyanın ise sayılı müzelerinden biri. Bodrum Kalesi’nin içinde, on dört sergi salonunda, üç bin yılı aşan bir deniz ticareti tarihi anlatılıyor.

Ama burayı özel yapan şey eser sayısı değil. Sergileme biçimi. Burada yalnızca bir amfora görmüyorsunuz; o amforanın üç bin yıl önce hangi gemide, ne amaçla taşındığını ve o geminin nasıl battığını da öğreniyorsunuz. Eserler bağlamıyla birlikte duruyor.

Kale, Rodos Şövalyeleri tarafından Aziz Petrus adına 15. yüzyıl başında inşa edildi. Yaklaşık elli yıl yıkıntı halinde kaldıktan sonra 1964’te müzeye dönüştürülmesine karar verildi ve restore edildi. 1981’de bugünkü adını aldı. 1995’te Avrupa’da Yılın Müzesi yarışmasında Özel Övgü ödülüne layık görüldü.

Bir uyarı: burası hem kale hem müze. Dik taş merdivenler, engebeli avlular ve birbirine uzak kuleler var. Rahat ayakkabı şart ve en az iki üç saat gerekiyor.

1. Bodrum Kalesi

Müzeden önce binayı tanımak gerekiyor, çünkü ikisi ayrılmıyor. Kale, iki limanın arasındaki kayalık bir yarımada üzerinde yükseliyor.

Burada neye bakmalı?

Taşlara. Kalenin yapımında antik Halikarnassos’un kalıntıları kullanıldı — bunlar arasında dünyanın Yedi Harikası’ndan biri sayılan Halikarnassos Mozolesi‘nin taşları da var.

Yani ayakta durduğunuz yapı, yıkılmış bir harikadan yapılmış. Duvarlarda antik mimari parçaları, kabartmalar ve sütun gövdeleri devşirme malzeme olarak karşınıza çıkıyor.

Bir de avlulara bakın. Asırlık ağaçlar, taş yollar ve dolaşan tavus kuşları burayı askeri bir yapıdan çok bir bahçeye dönüştürüyor.

2. Uluburun Batığı Salonu

Müzenin en kıymetli hazinesi ve gelme sebebiniz. MÖ 14. yüzyıla tarihlenen Uluburun Batığı, bugün bilinen dünyanın en eski açık deniz batığı.

Zengin buluntu çeşitliliği ve uzun mesafeli uluslararası deniz ticaretinin en erken kanıtı olması nedeniyle sualtı arkeolojisinde 20. yüzyılın en büyük keşfi kabul ediliyor.

Burada neye bakmalı?

Batığın kesitine ve sualtındaki görünümünü canlandıran düzenlemeye. Gemi bir vitrinde parça parça sergilenmiyor; nasıl bulunduğu, nasıl yattığı ve nasıl kazıldığı gösteriliyor.

Sonra tarihi düşünün. MÖ 14. yüzyıl — Hititlerin Anadolu’ya hakim olduğu, Mısır’da Tutankhamun’un tahta çıktığı, Troya‘nın VI. ve VII. katmanlarının yaşandığı yüzyıl.

Bu gemi o dünyanın içinde yol alıyordu ve battığı gün, bütün yüküyle birlikte zamanın içinde dondu.

3. Uluburun’un Bakır Külçeleri

Geminin yükünün en ağır bölümü. On tona yakın kargonun büyük kısmını bakır külçeler oluşturuyordu.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Külçelerin biçimine. Dört köşesi çıkıntılı, öküz derisini andıran bu forma literatürde öküz postu külçe deniyor. Biçim tesadüf değil: bu çıkıntılar külçeyi omuzlamayı ve taşımayı kolaylaştırıyordu.

Ve şu ayrıntı önemli: Tunç Çağı’nın adı buradan geliyor. Tunç, bakır ve kalayın alaşımı. İkisi aynı yerde bulunmaz; birini bir kıtadan, diğerini başka bir yerden getirmek gerekir.

Yani bu külçeler yalnızca metal değil. Bir çağın neden deniz ticaretine mecbur olduğunun kanıtı.

4. Uluburun Cam Külçeleri

Geminin en şaşırtıcı yükü. Kaş Uluburun batığından çıkarılan cam külçeler, müzenin cam salonunda sergileniyor.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Renge. Koyu mavi, turkuaz ve mor tonlardaki bu külçeler, ham madde olarak taşınıyordu — yani cam ustaları bunları satın alıp eritiyor ve kendi eserlerini üretiyordu.

Bu, üç bin dört yüz yıl önce uluslararası bir hammadde ticareti olduğunu gösteriyor. Cam külçe üreten atölyeler, onu taşıyan gemiler, alan atölyeler — bütün bir tedarik zinciri.

Aynı salonda Müsgebi kazılarından çıkan Miken cam boncuk dizileri de sergileniyor. İkisini yan yana görmek, camın hem hammadde hem mücevher olarak dolaştığını gösteriyor.

5. Gelidonya Burnu Batığı

Sualtı arkeolojisi tarihinin başladığı yer. George Bass tarafından 1960 yılında kazısı yapılan bu gemi, dünyanın ilk bilimsel sualtı kazısı kabul ediliyor. Bir Suriye tüccar gemisi.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Buluntulardan çok yönteme. 1960’tan önce sualtındaki eserler dalgıçlar tarafından çıkarılıyor, çoğu zaman bağlamı kaybediliyordu. Bass ve ekibi karada uygulanan kazı yöntemlerini denize taşıdı: kare kare kayıt, çizim, fotoğraf, katman analizi.

Bu yüzden Bass modern sualtı arkeolojisinin babası sayılıyor. Ve bu müzenin var olma sebebi de o kazılar.

Yani bu salon, bir eser koleksiyonu değil; bir bilim dalının doğum belgesi.

6. Şeytan Deresi Batığı

Tunç Çağı Batıkları salonunun üçüncü bölümü. MÖ 16. yüzyıla tarihlenen bu batık, koleksiyondaki en eski gemi buluntularından.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Uluburun’la karşılaştırın. Aralarında iki yüzyıl var ve bu iki batık birlikte Ege ile Doğu Akdeniz arasındaki ticaretin nasıl geliştiğini gösteriyor.

Müzenin Tunç Çağı Batıkları salonu üç ayrı bölümden oluşuyor: Gelidonya, Şeytan Deresi ve Uluburun. Üçünü sırayla gezmek, bir çağın deniz tarihini kronolojik olarak izlemek demek.

7. Serçe Limanı Cam Batığı

Müzenin en etkileyici sergilemesi. 1025 dolaylarında batan bu gemiden 3 ton kırılmış ve kırılmamış cam çıkarıldı. Kazı 1977–1979 arasında yapıldı.

Geminin 11. yüzyıldan günümüze ulaşan ahşap kaplamaları aslına uygun biçimde restore edilerek sergileniyor.

Burada neye bakmalı?

Geminin gövdesine. Yarısı açık sergilenen tekne, bin yıl önce bir gemi nasıl yapılırdı sorusunun cevabı. Kaburgalar, kaplama tahtaları, birleşim noktaları — hepsi görünüyor.

Ahşabın denizde bin yıl kalıp bugüne ulaşması olağanüstü. Genellikle çürür; burada ise çamurun altında oksijensiz kaldığı için korunmuş.

8.Orta Çağ Cam Koleksiyonu

Serçe Limanı batığının asıl yükü camdı ve bu yük bugün dünyanın en geniş ve en önemli Orta Çağ cam koleksiyonunu oluşturuyor. Koleksiyonda hem İslam dünyasına hem Bizans dünyasına ait eserler bulunuyor.

Batıkta iç kalıp tekniği, gravür, kesme ve kakma gibi farklı cam tekniklerini içeren eserler bulundu. Camların yanında Fatımi Devleti’ne ait altın sikkeler, Bizans’a ait gümüş ve bakır sikkeler, terazi ve ağırlıklar, kurşun mühürler, mızraklar ve mürettebata ait günlük kullanım eşyaları da çıkarıldı.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Restorasyonun kendisine. Üç ton kırık camı parça parça birleştirmek, yıllar süren bir uğraş. Bazı kapların hangi parçaların bir araya gelmesiyle oluştuğunu vitrinde görebiliyorsunuz.

Bir de şunu düşünün: bu gemi hem yeni üretim cam hem de yeniden eritilmek üzere toplanmış hurda cam taşıyordu. Yeni camlar uğranılan limanlarda satılıyor, kırıklar ise atölyelere götürülüp yeniden işleniyordu. Bin yıl önce cam geri dönüştürülüyordu.

9. Karia Prensesi Salonu

Müzenin kara buluntularından en ünlüsü. 1989 yılında Bodrum’un girişinde bir temel kazısı sırasında bir mezar odası bulundu ve kazıyı müze uzmanları yaptı. Günümüze kadar soyulmadan gelmiş bir lahit ortaya çıktı.

MÖ 4. yüzyıla tarihlenen mezar, dönemin müze müdürü Oğuz Alpözen tarafından düzenlenerek 16 Mayıs 1993’te ziyarete açıldı.

Burada neye bakmalı?

Altın taca ve takılara. Soylu bir kadına ait bu buluntular, iskeletle birlikte sergileniyor.

“Soyulmamış mezar” ifadesinin ne kadar nadir olduğunu düşünün. Arkeolojide mezarların ezici çoğunluğu yüzyıllar içinde boşaltılmıştır. Bir mezarın olduğu gibi bulunması, o dönemin gömü geleneklerini eksiksiz görebilmek demek.

10. Müsgebi Nekropolü ve Miken Koleksiyonu

Müzenin sanat tarihi açısından en değerli ama en az bilinen bölümü. Müsgebi Nekropolü’nün zengin buluntuları, Türkiye müzeleri içinde Miken kültürüne ait en zengin koleksiyonu oluşturuyor.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Seramiklere ve süsleme motiflerine. Miken kültürü, MÖ 2. binyılda Yunanistan anakarasında gelişen ve Homeros’un anlattığı dünyanın arkasındaki gerçek uygarlık.

Ve şu önemli: bu eserler Anadolu’da bulundu. Yani Miken kültürü yalnızca Yunanistan’da değil, Ege’nin doğu kıyısında da vardı.

Troya tartışmasını hatırlayın: Homeros’un anlattığı savaş, Miken dünyası ile Anadolu arasında geçiyordu. Bu vitrindeki seramikler, o iki dünyanın birbirinden kopuk olmadığının kanıtı.

11. Amfora Koleksiyonu

Müze, dünyanın en zengin Doğu Akdeniz amfora koleksiyonuna sahip. Amforalar avluda, bir sundurma altındaki galeride sergileniyor.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Biçim farklarına. Bodrum, Knidos, İstanköy, Rodos, Sakız ve Taşöz’de üretilen amforalar form olarak birbirinden ayrılıyor.

Bu fark arkeolojinin en kullanışlı araçlarından biri. Bir batıkta bulunan amforanın biçimine bakarak geminin nereden geldiğini, ne taşıdığını ve hangi yüzyılda battığını tahmin edebiliyorsunuz.

Yani bu galeri süs değil, bir referans kataloğu. Arkeologlar buraya karşılaştırma yapmak için geliyor.

12. Yassıada ve Tektaş Batıkları

Müzenin diğer batık salonları. Yassıada Batıkları Salonu, Tektaş Batığı Salonu ve Bozukkale Arkaik Batık Salonu, farklı dönemlerden gemileri anlatıyor.

Bu salonlarda neye bakmalı?

Gemi inşa tekniklerine. Bu salonlar yalnızca buluntuları değil, gemilerin nasıl yapıldığını ve ait oldukları dönemlerdeki deniz ticaretini de anlatıyor.

Antik gemi yapımında önce kaplama tahtaları birleştirilir, iskelet sonra eklenirdi — bugünkü yöntemin tam tersi. Yüzyıllar içinde bu teknik değişti ve batıklar bu değişimin kaydını tutuyor.

Bir gemi enkazı, bir teknoloji tarihidir.

13. Kale Kuleleri

Kalenin kuleleri, onları inşa eden şövalyelerin milletlerine göre adlandırılmış: İngiliz Kulesi, Alman Kulesi, İtalyan Kulesi, Fransız Kulesi ve Yılanlı Kule.

Burada neye bakmalı?

Adlandırmanın kendisine. Rodos Şövalyeleri çok uluslu bir örgüttü ve her millet kendi kulesini inşa edip savundu. Kale planı, bir askeri yapı olduğu kadar bir örgüt şeması.

Kulelerin içinde ayrı sergiler bulunuyor. Yılanlı Kule’deki “Saklı Müze” bunlardan biri.

14. Kale Camii, Hamam ve Zindan

Kalenin katmanlarını gösteren bölümler. Şapel Osmanlı döneminde camiye dönüştürüldü; ayrıca bir hamam ve zindan bulunuyor.

Burada neye bakmalı?

Aynı yapının el değiştirdikçe nasıl dönüştüğüne. Şövalyelerin şapeli minare eklenerek camiye çevrildi; kale bir askeri üsten bir Osmanlı garnizonuna, oradan bir müzeye dönüştü.

Zindan bölümü ise ziyaretçilerin en çok etkilendiği yerlerden. Burayı gezerken kalenin yalnızca romantik bir taş yapı olmadığını hatırlıyorsunuz.

15. Kale Bahçeleri ve Manzara

Son maddeyi bir esere değil, kalenin kendisine ayırmak gerekiyor. Avlularda asırlık ağaçlar, taş yollar, çeşmeler ve dolaşan tavus kuşları var.

Burada neye bakmalı?

Denize. Kale iki limanın arasında ve surlardan Ege’ye bakıyorsunuz.

Bu manzara müzenin en iyi özeti. İçeride gördüğünüz her şey — külçeler, amforalar, cam parçaları, ahşap tekne gövdesi — bu suyun altından çıktı.

Surlardan denize bakarken şunu düşünün: orada hala keşfedilmemiş kaç gemi var?

Uluburun Neden Bu Kadar Önemli?

Bu soru yazının merkezinde duruyor, ayrı bir başlık hak ediyor.

Bir batık, karadaki bir yerleşimden farklı bir şey sunar. Bir höyükte yüzyıllar üst üste birikmiştir; katmanları ayırmak gerekir. Bir batıkta ise tek bir an vardır: geminin battığı gün.

Uluburun’da o an MÖ 14. yüzyıl. Ve geminin yükü, o günün dünyasının haritasını çiziyor: Kıbrıs’tan bakır, uzak bir yerden kalay, Mısır’dan ve Levant’tan ürünler, Ege’den seramik, Afrika’dan abanoz.

Tek bir gemi, üç kıtayı birbirine bağlıyor.

Bu yüzden Uluburun, Geç Tunç Çağı’nın kapalı ve yerel değil, birbirine bağlı ve hareketli bir dünya olduğunun kanıtı sayılıyor. Troya Müzesi yazımda depas amphikypellon kaplarının farklı bölgelerde görülmesinden söz etmiştim; Hattuşa yazımda Hitit belgelerinin Mısır’la yazışmasından. Uluburun bunların denizdeki karşılığı.

Sualtı Arkeolojisi Nedir?

Bu müzeyi gezmeden önce bilinmesi gereken ikinci şey bu.

Sualtı arkeolojisi, hazine avcılığıyla karıştırılan ama tamamen farklı bir disiplin. Amaç değerli obje çıkarmak değil; bağlamı kaydetmek. Hangi parça nerede yatıyordu, hangisi hangisinin üstündeydi, gemi hangi yöne devrilmişti?

Bu kayıt olmadan bir amfora yalnızca bir kaptır. Kayıtla birlikte ise bir rotanın, bir yükün, bir yolculuğun parçası olur.

George Bass’in 1960’ta Gelidonya’da yaptığı şey tam olarak buydu ve bu yüzden o kazı bir dönüm noktası sayılıyor. Müzenin sergileme mantığı da aynı fikre dayanıyor: eserler bağlamıyla birlikte gösteriliyor.

Müzeyi Nasıl Gezmek Gerekir?

Burası tek bir bina değil; kale avlularına ve kulelerine yayılmış on dört salon. Rastgele dolaşırsanız yarısını kaçırırsınız.

Önerdiğim sıra: kale girişi ve avlular → amfora galerisi → Tunç Çağı Batıkları (Gelidonya, Şeytan Deresi, Uluburun) → cam salonu → Serçe Limanı Cam Batığı → Karia Prensesi → Müsgebi ve nekropol salonları → kuleler → surlar ve manzara

Batıkları kronolojik gezmek önemli: MÖ 16. yüzyıldan MS 11. yüzyıla doğru ilerlerseniz, deniz ticaretinin üç bin yıllık değişimini izlemiş olursunuz.

Müze ve kale birlikte 2–3 saat istiyor.

Ne giymeli, kimler için zor olabilir?

Kale engebeli ve dik taş merdivenleri var; bebek arabasıyla gezmek uygun değil. Rahat ve kaymayan ayakkabı şart. Yazın avlularda gölge sınırlı, şapka ve su getirin. Hareket kısıtı olan ziyaretçiler için bazı kuleler ve üst bölümler erişilebilir olmayabilir.

Bodrum’da aynı gün başka ne gezilebilir?

Kale şehir merkezinde, iki limanın arasında; otogardan yürüyerek on beş dakikada ulaşılıyor. Yakınında Halikarnassos Mozolesi’nin kalıntıları ve antik tiyatro bulunuyor. Mozoleyi kaleden sonra görmek anlamlı oluyor — çünkü kalenin taşlarının bir kısmı oradan geldi.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Ziyaret Bilgileri

Adres: Bodrum Kalesi, Bodrum / Muğla. Şehir merkezinde, iki limanın arasında.

Ziyaret saatleri: Yaz döneminde sabah erken saatlerde açılıp gece geç saatlere kadar ziyarete açık kalıyor; kış döneminde kapanış öne çekiliyor. Saatler mevsime göre değiştiği için gitmeden önce kontrol etmenizi öneririm.

Müzekart: T.C. vatandaşları için kale ve müze salonlarında geçerli. Ancak Serçe Limanı Cam Batığı özel bir alanda sergileniyor ve buraya giriş Müzekart kapsamında değil; ayrı bilet alınması gerekiyor. Bunu gişede sorun, çünkü müzenin en önemli bölümlerinden biri.

Kısaca Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi

ŞehirMuğla / Bodrum
BinaBodrum Kalesi (Aziz Petrus Kalesi), 15. yüzyıl başı
YaptıranRodos Şövalyeleri
Müze olarak kuruluş1964
Bugünkü adı1981’den itibaren
Sergi salonu14
ÖzelliğiTürkiye’nin tek sualtı arkeoloji müzesi
Ödül1995 Avrupa’da Yılın Müzesi, Özel Övgü
En önemli eserUluburun Batığı (MÖ 14. yüzyıl)
Diğer öne çıkanlarSerçe Limanı Cam Batığı, Karia Prensesi, Müsgebi Miken koleksiyonu
Koleksiyon rekorlarıDünyanın en büyük İslam cam koleksiyonu, en zengin Doğu Akdeniz amfora koleksiyonu
Önerilen süre2–3 saat
MüzekartGeçerli

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nden çıkarken aklınızda kalan şey bir eser olmuyor. Bir yolculuk oluyor.

Üç bin dört yüz yıl önce bir gemi Doğu Akdeniz’den yola çıktı. Ambarında Kıbrıs bakırı, cam külçeleri, fildişi, reçine, seramik ve daha onlarca şey vardı. Nereye gidiyordu bilmiyoruz. Kaş açıklarında battı.

O gemi batmasaydı yükü limanlarda dağılacak, eşyalar kullanılacak, eriyecek, kırılacak ve kaybolacaktı. Battığı için bütün halinde kaldı.

Arkeolojinin tuhaf yanı burada: bazen bir felaket, tarihin kaydını tutan tek şey oluyor.

Aynı yüzyılların karadaki hikayesi için Troya Müzesi ve Hattuşa, Anadolu’nun bütün katmanları için Anadolu Medeniyetleri Müzesi yazılarıma, Türkiye’deki tüm müzeler için Türkiye Müzeleri bölümüne bakabilirsiniz.

Similar Posts